Psikodramayla Duygusal Katarakt ve İçsel Algının Perdesini Aralamak

Psikodramayla Duygusal Katarakt ve İçsel Algının Perdesini Aralamak

 

Sizce herhangi bir bireyin yaşamı yalnızca görünenlerden mi ibarettir? Zamanla bastırılan duygular, tamamlanmamış yaşantılar ve ifade alanı bulamayan içsel tepkiler, bireyin algısının üzerine görünmez bir tabaka yerleştirmez mi? Ben bu durumu “duygusal katarakt” olarak tanımlıyorum.

Fiziksel katarakt görmeyi nasıl zorlaştırıyorsa, duygusal katarakt da kişinin kendisiyle ve çevresiyle kurduğu teması aynı biçimde bulanıklaştırıyor. Hisler netliğini yitirdikçe farkındalık azalıp, içsel temas zayıflıyor ve birey maalesef kendi duygusal gerçekliğinden uzaklaşıyor.

Günümüz yaşamında bireyden sürekli uyum sağlaması, güçlü kalması ve işlevsel olması beklenir. Bu beklentiler, bireyin duygusal rollerini geri plana itmesine neden olduğu gibi zamanla kişi, hissetmek yerine idare dr etmeyi öğrenir. Psikodrama açısından bu durum, kendiliğinden ve yaratıcı rollerin yerini katı savunma rollerinin alması anlamına gelir. İç dünyada biriken duygular sahneyle buluşamadığındaysa, içsel algı sislenir ve kişi ya içinde yaşadığı durumu ya da anılarını düşünse de ne hissettiğini ayırt edemez hâle gelebilir.

Psikodrama, bu bulanıklığın dağıtılması için bireye güvenli bir ortamı sunar. Konuya hâkim bir Lider/Eğitmen  (ler) eşliğinde sahne alan bireye ait beden, duygu ve eylem bir bütün olarak ele alınır. Sözcüklerin yetersiz kaldığı noktalardaysa aynı Lider/Eğitmen (ler) gözetiminde bireyin hareket, duruş ve eylemleri değerlendirilir.

Bu çalışmaların sağladığı Psikodramatik süreç, bireyin bastırılmış duygularını somutlaştırmasına ve içsel yaşantılarını görünür kılmasına olanak tanır. Amaç, bir performans sergilemek değil, içsel gerçeklikle temas kurmaktır.

Duygusal kataraktın en belirgin etkilerinden biri, hissedilenle ifade edilen arasındaki kopukluktur. Psikodrama çalışmaları bireyin kendine dışarıdan bakmasına olanak tanımakla kalmaz hatta onarıma da destek olur.  Birey de sağlanan bu konforla kendi yaşantısını sahnede görme fırsatı bulur. Bu karşılaşma, içsel algının yeniden düzenlenmesine ve duygusal netliğin artmasına büyük bir zarafetle hizmet eder. Sahne sözlük anlamıyla vedalaşır ve bireyin kendi duygusal perdesini aralayabildiği bir farkındalık alanına dönüşür.

Lider/Eğitmen  (ler) eşliğinde sahne alan bireye ait beden, duygu ve eylem bir bütün olarak ele alınır. Sözcüklerin (ler) eşliğinde Psikodramayla sunulan yargısız ortam, bireyde savunma mekanizmalarının gevşemesini sağlar. Kalkanlar indirilip emanetler başlar. Duygular doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmez, olduğu hâliyle kabul edilir. Bu kabul, bireyin spontane tepkilerini yeniden gözden geçirmesini destekler. Kendiliğindenliğin özgüveni arttıkça içsel görüş berraklaşır ve bireyin yaşamla kurduğu ilişki daha samimi bir nitelik kazanır.

 

Önceki BlogICF CCE Onaylı Yaratıcı Drama Teknikleri ile Koçluk Yetkinlik ve Becerilerini Geliştirmek