Psikodrama, Sosyodrama ve Yaratıcı Dramanın Açtığı Alan

Psikodrama, Sosyodrama ve Yaratıcı Dramanın Açtığı Alan

 

Bu yazımda birçok sorularım var dostlarım…

“Gerçekten özgür olan tek yer, insanın hayal gücüdür. Orada ne yasak vardır ne zincir.”

Jules Verne’in bu sözü ilk bakışta edebi bir cümle gibi görünse de, aslında insanın iç dünyasına dair güçlü bir şeyi hissettiriyor mu?  Bence gündelik hayatın içinde çoğu zaman düşünmeden hareket ediyoruz. 

Etmiyor muyuz? 

Yetişmemiz gereken işler, cevaplamamız gereken mesajlar, üzerimize yapışan roller. Bir noktadan sonra insan yalnızca yaşamıyor, aynı zamanda sürekli hayatın hızına yetişmeye çalışmıyor mu? Yine bence böyle zamanlarda hayal gücü bile lüks gibi algılanabiliyor.

Belki de bu yüzden psikodrama, sosyodrama ve yaratıcı drama gibi alanlar bugün yeniden daha fazla konuşulmaya başladı. Çünkü bu çalışmalar, insana kısa bir süreliğine de olsa başka türlü düşünebilme alanı açabilir. Özellikle yaratıcı drama, bunu daha doğal ve daha gündelik bir şekilde yapıyor. Birey bir oyunun, bir hikâyenin ya da bir doğaçlamanın içine kendi hür iradesiyle davet edilebiliyor.

Bilinen çalışma prensiplerinde psikodramanın daha çok bireyin kendi yaşantısına ve duygusal dünyasına yaklaşırken, sosyodramanın toplumsal ilişkiler ve ortak meseleler üzerinden ilerlediğini biliyoruz. Bir saniye düşünelim, net biliyor muyuz? 

Haddim olmayarak en azından ben, kısaca bu eğitim ve çalışmaların daima bir uzmana ihtiyacı olduğunu düşünüyor ve altına imza atacak şekilde biliyorum.  Kim bunlar? Destekleyici drama eğitimi alan Sosyologlar ve Psikologlar.

Bir yaratıcı drama çalışmasını dışarıdan izleyen biri, ilk anda sıradan şeyler hissedebilir. Çalışmalardaki komutlar ya da etkilenmelerle grup insanın yürüdüğünü, durduğunu, bir nesneyi başka bir şeye dönüştürdüğünü algılayabilir. 

Ancak çalışmalara özgür iradesiyle katılan birey için kucaklaşma bundan çok daha farklıdır. Çünkü bazen hiç tanımadığınız biriyle kurduğunuz kısa bir doğaçlama, uzun süredir fark etmediğiniz bir düşünceyi ortaya çıkarabilir. 

Bireyin bazı duygularını konuşurken değil, herhangi bir bireyle karşılıklı oynarken oyun aynasındaki yansımada neler fark edebileceğini biliyor musunuz?

Yaratıcı dramanın en dikkat çekici taraflarından biri de burada ortaya çıkabiliyor. Doğaçlamalar dışında insanı hazır cevaplara zorlamıyor. Tam tersine belirsizliğe, çatışmalara alan açıyor.

Günlük yaşamın sürekli doğru cevap bekleyen yapısının aksine burada tek bir doğru yok. Aynı sahne herkes için başka bir anlam taşıyabiliyor.

Bugün eğitimden kurumsal iletişime, çocuk çalışmalarından yetişkin atölyelerine kadar birçok alanda yaratıcı drama uygulamalarına rastlanmasının nedeni de biraz bu. İnsanlar artık deneyim yaşamak, sürecin içinde bulunmak ve hem kendileriyle hem de geçmiş anılarıyla tekrar yüzleşmek, gerçek bir temas kurabilmek istiyor.

Belki de Jules Verne’in sözünü hâlâ güçlü yapan şey burada gizli. İnsan bazen yalnızca hayal kurduğu anda değil, kendisini başka ihtimalleri deneyebildiği anda özgür hissediyor. Yaratıcı drama da yeni bir çalışma platformu olana kadar daima bunu hatırlatan alanlardan biri olmaya devam edecek.

Yukarılardaki sözü hafızalardan silinmeden yola çıkarak Jules Verne’în birkaç kitap isimlerine bakalım. “80 Günde Devriâlem”, “Denizler Altında 20.000 Fersah”, “Dünyanın Merkezine Yolculuk”, “Balonla Beş Hafta“ gibi ölümsüz eserler bize farklı doğaçlama sahaları bırakmıyor mu?

Sizce?

 

Önceki BlogICF CCE Onaylı Yaratıcı Drama Teknikleri ile Koçluk Yetkinlik ve Becerilerini Geliştirmek