İçimizde Kurulan Sahne “Doğrulama Yanlılığı”
İnsan, çoğu zaman düşündüğünü sandığı şeyi aslında yeniden kurar. Bir fikre sahip olduğumuz an, onu test etmeye değil, ona uygun bir dünya yaratmaya başlarız. Bu dünya görünmezdir. Dışarıdan bakıldığında gerçekliğin kendisi gibi durur. Oysa içeride, sessiz bir sahne kurulmuştur bile. Roller dağıtılmış, anlamlar yerleştirilmiş, bazı ihtimaller daha en başından sahne dışına itilmiştir.
Peter Wason’ın işaret ettiği “Doğrulama Yanlılığı”, bu sahnenin nasıl işlediğine dair güçlü bir ipucu sunar. Zihin, karşısına çıkan bilgileri tarafsızca değerlendirmek yerine, zaten inandığı yapıyı koruyacak olanları seçer. Bir düşünce, kendini sürdürmek ister. Ve bunu çoğu zaman fark edilmeden, küçük seçimlerle yapar.
Psikodramatik açıdan bakıldığında bu süreç, yalnızca bilişsel bir tercih değil, aynı zamanda bir rol alış biçimidir. Kişi, kendi inancının içinde bir karaktere dönüşür. O karakter, belirli tepkileri verir, belirli şeyleri görür ve diğerlerini görmezden gelir. Böylece düşünce, yalnızca zihinde kalan bir şey olmaktan çıkar. Bedenin, sesin ve hatta sessizliğin içine yerleşir.
Gündelik karşılaşmalar bu sahnenin izlerini taşır. Birini ilk gördüğümüzde içimizde oluşan o hızlı yargı, çoğu zaman kalıcı bir role dönüşür. Karşımızdaki kişi değişse bile, biz onun sahnedeki yerini değiştirmekte zorlanırız. Çünkü o rol, artık yalnızca ona ait değildir. Bizim içsel düzenimizin bir parçası haline gelmiştir.
Bu noktada dikkat çeken şey, kişinin yalnızca başkalarıyla değil, kendisiyle kurduğu ilişkidir. İnsan, kendisi hakkında da benzer bir sahne kurar. Güçlü olduğu anları merkezde tutar, kırılgan olduğu anları ya geri çeker ya da yeniden yorumlar. Böylece ortaya, tutarlı görünen ama aslında seçilmiş parçalardan oluşan bir benlik anlatısı çıkar.
Psikodramada “rol geri beslemesi” diye düşünülebilecek bir durum vardır. Kişi oynadığı rolün içine girdikçe, o rol onu yeniden şekillendirir. Doğrulama yanlılığı da benzer bir döngü kurar. İnandığımız şeyleri destekleyen kanıtları seçtikçe o inanç daha da sağlamlaşır. Bu sağlamlık hissi ise çoğu zaman sorgulamayı gereksiz kılar. Birey bu durumu çoğunlukla “algıda seçicilik” olarak da adlandırabilir.
Oysa sahne her zaman tek bir olasılıktan ibaret değildir. Görünmeyen alternatifler, oynanmamış roller, söylenmemiş cümleler vardır. Fakat zihin, bu ihtimalleri çoğu zaman tehdit olarak algılar. Çünkü her yeni ihtimal, mevcut anlatının çözülme riskini taşır.
Belki de asıl mesele, yanlış düşünmek değildir. Asıl mesele, aynı düşünceyi farklıymış gibi yaşamaktır. İnsan, kendi içinde kurduğu sahnenin farkına varmadıkça, oynadığı rolü gerçek zannetmeye devam eder.