Hızlı ve Yavaş Düşünme
Daniel Kahneman’ın “ (Thinking, Fast and Slow) Hızlı ve Yavaş Düşünme” yaklaşımını biliyor musunuz? Gelin basit bir matematik sorusuyla bu yaklaşımı birlikte inceleyelim.
“İki şişenin toplam bedeli 110 kuruş. Birinci şişe, ikinci şişeden 1 lira daha pahalıdır. Şişelerin fiyatları ayrı ayrı ne kadardır?”
Cevabı hemen bulabildiniz mi? Bu yazıyı okurken cevaba ulaşmanız kolay çünkü üzerinizde bir baskı yok. Ancak mümkünse çevrenizdeki bir çocuk ve yetişkin cevaplarını hatta sürelerini bir karşılaştırın. Çok eğlenceli ve bir o kadar da düşündürücü. Soruya takılı kalmayın lütfen. Bu ayırımı tüm hayatınızdaki gruplar içinde çeşitli bu tip sorulara verdiğiniz cevaplarda da hatırlayabilirsiniz.
Bu soruyla karşılaşan birçok yetişkin, neredeyse refleks gibi bir cevap verir. Durup düşünmeden, ilk gelen yanıtla ilerler. Oysa bu tip sorular, biraz beklemeyi ve yeniden düşünmeyi gerektirir.
Çocuklarda ise durum bazen farklıdır. Henüz her şeyi “hızlı ve doğru cevaplama” baskısı oluşmamışken, düşünmek için kendilerine daha fazla alan tanıyabilirler. Yanlış yapmaktan çok, anlamaya yönelirler. Bu küçük fark, verdikleri cevapların niteliğini de değiştirebilir.
Kahneman insan zihninin nasıl çalıştığına dair sade ama düşündürücü bir çerçeve sunmaktadır. Günlük hayatta çoğu zaman fark etmeden verdiğimiz tepkilerin bir kısmı anlıktır, bir kısmı ise daha uzun bir süzgeçten geçer. Bu iki hal, özellikle bir uzman eşliğinde yapılan Psikodrama çalışmalarında oldukça görünür hale getirilebilir.
Birçok blog yazımdan da hatırlarsınız. Tüm drama tip çalışmalarında olduğu gibi Psikodrama sahnesinde de birey çoğu zaman durup düşünmez. Rol içindeyken verdiği tepkiler, bedeninin yöneldiği hareketler, söylediği sözler, kısaca hepsi bir akışın içinden gelir. Bu akış, çoğu zaman hızlıdır. Belki de bu yüzden sahne, insanın kendisine en çok yaklaştığı yerlerden biridir. Çünkü düşünerek değil, yaşayarak ortaya çıkan bir gerçeklik vardır orada.
Ama bu hızın her zaman güvenilir olduğu da söylenemez. Özellikle yetişkinler için, hızlı cevap verme alışkanlığı çoğu zaman fark edilmeden devreye girer. Bir soruya geç cevap vermek, sanki bir eksiklikmiş gibi hissedilir. Bu yüzden ilk akla gelen cevap, çoğu zaman hiç sorgulanmadan kabul edilir.
Psikodrama sürecinde de benzer bir şey olur. Sahne, hızlı olanı açığa çıkarır. Kişi kendini durdurmadan, filtrelemeden ortaya koyar. Ama süreç orada kalmaz. Sahne sonrası konuşmalar, paylaşımlar, bazen sessizlikler. Bunların hepsi başka bir düşünme alanı yaratır. Orada artık hız değil, temas belirleyicidir.
Cevabı bulabildiniz mi? Süre?
Hatta yukarıdaki durumla bağlantılı bir konu geldi aklıma “Frontal Lob”. Bu da heyecanla bir sonraki blog yazım olacak…