Sosyodramayla Aynı Ses, Farklı Anlam "Mizofoni"
Mizofoni benim küçük kızımın en büyük problemi. Bazen aynı odada bile olmamıza tahammülü maalesef olamıyor. Biraz araştırdığımda 2001 yılında Dr. Pawel Jastreboff ve eşi Margaret Jastreboff, belirli seslere karşı ortaya çıkan olağandışı güçlü tepkileri tanımlamak için “Mizofoni” kavramını çok net bir şekilde kullandıklarını öğrendim..
Yaptıkları gözlemlerdeki en önemli ayrıntıda insanları rahatsız eden şeyin her zaman sesin yüksekliği olmadığı gibi bazen oldukça sıradan, hatta çevremizde her gün duyduğumuz sesler ve hatta bazı insanlar için de çok güçlü bir rahatsızlık hissettirdiğini vurgulamışlar. Bana çok ilginç geldiğiyle birlikte kızım sebebiyle oldukça da tanıdık geldi.
Üstelik bu tepkiyi, sesin kendisinden çok, o sesin kişi için taşıdığı anlam ve bulunduğu bağlamla da ilişkili bir süreç olduğunu vurgulamışlar.
Burada beni asıl düşündüren nokta şu, aynı sesi duyuyoruz ama neden aynı şeyi hissetmiyoruz? Bir masada biri kalemini tıklatıyor. Bir başkası için bu fark edilmeyecek kadar sıradan bir sestir. Bir diğeri içinse bütün dikkatini dağıtan, huzursuzluk yaratan bir tetikleyici olabilir. Ses aynıdır, ortam aynıdır fakat o sese yüklenen anlam aynı değildir.
Tam da burada mizofoni ile sosyodrama arasında ilginç bir ilişki kurulabileceğini düşünüyorum. Aslında bilmiyorum. Hatta yeminle bilmiyorum. Sadece düşünme hakkımı kullanıyorum.
Diyelim ki Sosyodramanın anlamını tasvir etmek için insanı yalnızca kendi bulunduğu yerden bakmaya değil, başka insanların rollerine ve bakış açılarına yaklaşmaya davet edelim. Eminim ki bu aşamada sosyodramada bir davranışın benim için anlamıyla sizin için anlamının farklı olabileceğini fark ettirir.
Örnek olarak bir grup çalışmasında aynı masadaki katılımcıları düşünelim. Bir kişi sürekli kalemine dokunuyor. İkinci kişi bu sesten rahatsız olduğuna dair tepkiler veriyor. Üçüncü kişi ise araya girip, “Abartıyorsun, bunda ne var?” diyor.
Aslında burada sizin de imgelerinizde canlandığını düşündüğüm yalnızca salt bir ses yoktur. Üç farklı algı, üç farklı anlam ve üç farklı deneyim vardır.
Sosyodramanın gücüyle burada ortaya çıkartıp vurgulayabileceklerimiz nedir? Roller değiştirildiğinde ses çıkaran kişi bir anda o sesten rahatsız olan kişinin yerine geçebilir. Rahatsız olan kişi ise bu kez diğer kişinin rolünü deneyimleyebilir. Böylece mesele “Kim haklı?” sorusundan çıkıp, “Sen bunu nasıl yaşıyorsun?” sorusuna dönüşür.
Elbette sosyodrama mizofoniyi tedavi eden bir yöntem olarak ele alınmamalıdır. Buradaki ilişki daha çok insanın farklı deneyimlerini anlamak, yargılamadan dinlemek ve aynı durumun farklı kişilerde nasıl başka anlamlara dönüşebildiğini görmek üzerinedir.
Belki de yaratıcı dramanın en değerli taraflarından biri budur. Soruyu bence kimseyi incitmeden şöyle şekillendiremez miyiz? Benim için sıradan olan bir şey, senin dünyanda neden bu kadar farklı bir anlam taşıyor?
Bazen değişmesi gereken ses değil ki, önce o sesi duyan insanın dünyasına sizce de biraz yaklaşmak gerekmemeli mi?